Neden O İki Gemi?

27 Şubat 2020 gecesi Türkiye için her zamankinden daha karanlık bir gece oldu. 33 askerimiz, Astana süreci sonrası muhalifler ile rejim arasında tampon bölge oluşturmak amacıyla TSK'nın görevlendirildiği ve çatışmasızlık bölgesi ilan edilen İdlib'de şehit düştü.



Türkiye Astana sürecinin garantör devletlerinden biri olarak burada bulunuyordu ve rejim ile muhalefet arasındaki çatışmaları izlemek için Ekim 2017 - Nisan 2018 arası toplamda 12 gözlem noktası oluşturdu.

Eylül 2018'de Türkiye ile Rusya arasında imzalanan soçi mutabakatına göre bölgede  silahsızlandırılmış bir alan oluşturulacak, bu bölgede Rus-Türk ortak devriyeleri icra edilecekti.

 İdlib'de muhaliflerin kalmasına izin verilirken; Heyet-i Tahrir-i Şam(HTŞ) gibi radikal gruplar silahsızlandırılıp bölgeden uzaklaştırılacak, bundan Türkiye sorumlu olacaktı.

Her ne kadar Astana ile Suriye'de bir barış ortamı ortamı oluşacağına dair ümitler yeşersede bu hiçbir zaman gerçekleşmedi. Gözlem noktalarına taciz atışları ve saldırılar en başından itibaren  aralıklı olarak devam etti. ancak ilk olarak Ağustos 2019 da rejimin İdlib'de ilerleyişi ile Morek'de bulunan 9 numaralı gözlem noktamız kuşatma altında kaldı. Bu tarihten sonroda rejim Rusya'nın hava desteğiyle İdlib'de ilerlemeye devam etti.

14 Ocak 2020'ye geldiğimizde ise Surman'daki 8 numaralı gözlem noktamız da kuşatma altında kaldı. 2 Şubat'ta ise TSK, rejimin M5 karayolu üzerinde ilerlemesi üzerine, Serakip ilçesinde bölgeyi güvenceye almak maksadıyla  yeni bir üs ve kontrol noktaları kurdu.

Buna rağmen 3Şubat'ta rejimin topçu ateşi sonucunda malesef 8 askerimiz şehit oldu. Konuyla ilgili Rusya küstahça  "TSK'nın İdlib'de faaliyeletleri hakkında  bilgilendirilmedik" , İran ise: "Suriye topraklarında operasyon yapmak rejimin hakkıdır." şeklinde açıklamalarda bulundu.

5 Şubat'ta Cumhurbaşkanı Erdoğan "Rejime şubat sonuna kadar müsade, yoksa biz çıkaracağız" şeklinde  açıklama yaptı.

10 Şubat'ta gerçekleşen saldırıda 5 askerimiz daha malesef şehit oldu. Toplam 6 gözlem noktası kuşatma altında kaldı.

18 Şubata gelindiğinde kuşatma altında kalan gözlem noktası sayımız 13 oldu. Bu aralıkta 2 rejim helikopteri düşürüldü.

20 Şubat'ta ise Rusyanın hava saldırısıyla 2 askerimiz şehit oldu. Bunun üzerine Türkiye ABD den patriot hava savunma sistemi talep etti.

Bölgenin Rusya tarafından uçuşa yasak ilan edilmesiyle büyük ölçüde hava desteğinden mahrum olan ordumuz, hava savunma sistemlerinin yetersizliği dolayısıyla hava taaruzlarına açık pozisyondaydı. Uçaklarımız ancak hava sahasının dışından atışlar ile karadaki askerimize destek verebilirken ordumuzda bulunan hss  ler düşmanın helikopter, iha tarzı alçak irtifada uçan araçlarına karşı etkili olabiliyordu.

Sonuç olarak 27 Şubat'a gelmeden önceki durum: Türkiye, ateşkesi gözlemlemek ve silahsızlandırmayı sağlamak için İdlib'de rejim ile muhaliflerin(ki bunların yaklaşık %60 ını El Nusra bağlantılı teröris HTŞ oluşturuyordu.) arasına konuşlandı. Hava savunma sistemleri bakımından yetersiz askerimiz, hava desteğinden de büyük ölçüde mahrum kalacak şekilde İdlib'de bulunurken gözlem noktalarımız bir bir kuşatma altında kaldı. Pek çok defa saldırıya maruz kalmalarına ve şehitler vermemize rağmen yine de 'Şubat sonuna size müsade' denildi. Askerimizin Rusya tarafından doğrudan hedef alındığına dair kuvvetli deliller olmasına rağmen Ruslar'la çok defa sonuç alınamayan masalara oturuldu.

 Ve malesef 27 Şubat göz göre göre geldi. Rusya yine yarım ağızla "Türk askerinin konumundan haberimiz yoktu. Olaydan dolayı derin üzüntü duyuyoruz. Haber alındıktan sonra rejime ateşkes baskısı yapıldı." tarzında ifadelerde bulundu. Ancak bir kaç öncesinden Türk konvoyunun, ihalar tarafından çekilmiş görüntüsünü paylaşarak adeta mesaj vermek istiyordu.

Bu noktada hafızalarınızı canlandırmak için bir hatırlatmada daha bulunmak istiyorum. Biliyorsunuz ki 24 Kasım 2015 tarihinde birçok kez uyarılmasına rağmen geri dönmeyen, Türk hava sahasını ihlal eden Rus uçağı düşürülmüştü. Bundan sonraki süreçte Türk-Rus ilişkileri gerilmiş fakat karşılıklı adımlarla normalleşme sağlanmıştı ve Rusya ile tekrardan iyi ilişkiler kurulmuştu. Bu olaydan tam bir yıl sonra, 24 Kasım 2016 tarihinde kimliği belirlenemeyen(!) uçak tarafından yapılan saldırıda 4 askerimiz şehit oldu. Aynı gün Rus Dışilişkileri bakanı Zaharova'nın bir yıl önceki uçak krizi hakkında  :"Türk tarafının gereken dersleri aldığını düşünüyorum" şeklinde açıklaması vardı. Burada, sözde kimliği belli olmayan uçak ve ülkeler arasında dostluğun ne kadar güvenilir olabileceği hususlarını sizlerin yorumuna bırakıyorum.
 
  Yazının başlığı ile ilgiye konuya gelecek olursak, 33 askerimizin şehit edilmesi olayında Rusya'nın rolü konuşulurken 28 Şubat tarihinde Rusya'nın Karadeniz filosuna ait iki gemi Akdeniz'e varmak üzere boğazlardan geçti. Rus Karadeniz Filosu'ndan Albay Aleksey Rulyov konuyla ilgili; Kalibr füzeleri başta olmak üzere hassas donanımlar taşıyan Amiral Makarov ve Amiral Grigoroviç firkateynlerinin Akdenize intikal için yola çıktığını duyurdu.

  Kalibr, (türüne göre değişkenlik gösterse de) 4500km menzile ve 2,9Mach hıza ulaşabilen anti gemi ve kara saldırı füzesidir.

  Burada dikkatinizi çekmek istediğim nokta boğazlardan geçen gemilerin taşıdığı donanımlar değil gemilerin isimleri: Amiral Makarov ve Amiral Grigoroviç. Peki bu isimler ne anlam ifade ediyor? Amiral Makarov ve Grigoroviç Rus İmporatorluk donanmasının iki önemli amirali aslında.

  Stepan Makarov: Donanmada 1863–1904 arasında görev yaptı. Koramiralliğe kadar yükseldi. Yenilikçi ve araştırmacı kimliğiyle bilinir. Deniz bilimleriyle ilgili kitapları ve 1870 yılında geliştirip Viyana Dünya fuarında sergilediği gemi gövdesinde oluşan delikleri kapatmak için tasarladığı sistemi var. 93 Harbinde Osmanlıya karşı savaştı ve bu savaşta tarihte bir ilki yaparak kendinden tahrikli torpido ile Batum'da bir Osmanlı gemisini batırdı. Daha sonraları araştırmalarına özellikle buz kırıcı gemiler üzerinden devam etti ve makaleler yayınladı. Daha sonraları buz-kırıcı gemilerin tasarım çalışmlarında bulundu. Rus-Japon deniz savaşında donanması için büyük başarılar sağlasa da bir deniz muharebesinde gemisi Japonlar tarafından batırılarak öldü. (kaynak)

  Ivan Grigorovich: 1874 yılında donanmaya katıldı.93 harbinde görev aldı. İngiltere'de ateşelik yaptı.  Japon-Rus savaşında büyük başarılar gösterdi. Bunun üzerine Karadeniz Filo komutanı olarak atandı. Daha sonraları donanma bakanlığına kadar yükseldi. Rus donanması Japon savaşında çok yıpranmıştı ve moral olarak da kötü durumdaydı. Donanmanın yeniden inşaasını ve modernizasyonunu sağlayacak kaynağı bir şekilde bulmayı başardı ve donanmanın prestijini bir nebze de yeniden yükseltti. Bu yenilikler özellikle Baltık'ta Almanlara karşı etkili olmalarını sağladı. Çarlığın yıkılmasından sonra deniz savaşları tarih komisyonlarında yer aldı ve 1923'te Fransa'ya göç edip burada öldüğü tarih 1930 a kadar yaşamına devam etti. (kaynak)

  Albay Aleksey Rulyov açıklamasında; ismini Osmanlı'ya karşı başarıları olan bu iki  amirallerden alan gemilerin isimlerini bilerek mi vurguladı bilemiyoruz; ancak açıklamanın yapılış şekli ve tarihi manidar.

  Ayrıca bir not olarak, Möntro Boğazlar Sözleşmesinin 20-21. Maddeleri:

MADDE 20. Savaş zamanında, Türkiye savaşan ise, 10. maddeden 18. maddeye kadar olan maddelerin hükümleri  uygulanamayacaktır;  savaş  gemilerinin  geçişi  konusunda  Türk  Hükümeti  tümüyle  dilediği gibi davranabilecektir. 

MADDE 21. Türkiye  kendisini  pek  yakın  bir  savaş  tehlikesi  tehdidi  karsısında  sayarsa,  Türkiye'nin,  işbu Sözleşmenin 20. maddesi hükümlerini uygulamağa hakki olacaktır. Yukarıdaki   fıkranın   Türkiye'ye   tanıdığı   yetkinin   Türkiye'ce   kullanılmasından   önce   Boğazlar'dan  geçmiş  olan,  böylece  bağlama  limanlarından  ayrılmış  bulunan  savaş  gemileri,  bu   limanlara   dönebileceklerdir.   Bununla   birlikte,   su   da   kararlaştırılmıştır   ki,   Türkiye,   davranışıyla  işbu  maddenin  uygulanmasına  yol  açmış  olabilecek  Devletin  gemilerini  bu  haktan yararlandırmayabilecektir. Türk  Hükümeti,  yukarıdaki  birinci  fıkranın  kendisine  verdiği  yetkiyi  kullanırsa,  Bağıtlı Yüksek  Taraflara  ve  Milletler  Cemiyeti  Genel  Sekreterine  bu  konuyla  ilgili  bir  bildiri  gönderecektir. Milletler  Cemiyeti  Konseyi,  üçte  iki  çoğunlukla,  Türkiye'nin  böylece  almış  olduğu önlemlerin  hakli  olmadığına  karar  verirse,  ve  işbu  Sözleşmenin  imzacıları  Bağıtlı  Yüksek  Tarafların  çoğunluğu  da  ayni  görüşte  olursa,  Türk  Hükümeti,  söz  konusu  önlemlerle,  işbu Sözleşmenin 6. maddesi uyarınca alınmış olabilecek önlemleri kaldırmayı yükümlenir.


İstanbul boğazından geçen 2 Rus gemisi

Neden O İki Gemi?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ORTADOĞU - SURİYE

Evrimi Öğrenmek İçin Başvurabileceğiniz Kaynaklar

Depresyonda Olan Kişinin Gözünden

Evrim Hakkında Kafa Karıştıran Sorular-2

Özsaygı Ve İnsanın Kendisini Tanıması