Demokrasi Ülkemizde Neden İşlemiyor

 



       Şimdi fazla uzatmadan olabildiğince basit şekilde Demokrasinin neden bizde işlemediğini düşündüğümü anlatacağım. Ama öncelikle demokrasi ve cumhuriyetin farkını açıklamak istiyorum

 Demokrasi; dünyadaki tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir tür yönetim biçimidir.

  Cumhuriyethükûmet ya da devlet başkanının, halk tarafından belli bir süre için ve belirli yetkilerle seçildiği yönetim biçimidir. Egemenlik hakkının belli bir kişi veya aileye ait olduğu monarşi ve oligarşi kavramlarının karşıtıdır.


   Yani aradaki fark cumhuriyetin temeli yönetenlerin oylama ile seçilmesidir.  Ancak bu oylamada halkın tümünün katılmaması ya da her oyun eşit olmaması yönetimin sadece demokratik olmadığını gösterir. Cumhuriyet olmadan da demokrasi olabilir. Örneğin Birleşik Krallıkta demokrasi bulunmakla beraber İngiliz Kraliyet Ailesinin varlığından ötürü cumhuriyet tanımına ters düşmektedir. 
    
    Ayrıca her demokratik ülke cumhuriyet olmak zorunda olmadığı gibi her cumhuriyet de demokratik olmak zorunda değildir. Buna aristokrat cumhuriyetleri örnek gösterebiliriz. Aristokrat cumhuriyetlerde yöneticiler halkın tamamı tarafından değil belli bir kesim tarafından seçilir. Ancak yöneticiler seçimle göreve geldikleri için bunu da cumhuriyete dahil edebiliriz.


   Ülkemize gelmeden önce bazı kavramlar hakkında düşünmek isterim,

   Bunlardan ilki ülkeyi kimin/kimlerin yönetmesini istediğimizdir. Ülkeyi yönetenlerin ilk olarak yönetme işinden hiçbir şekilde beklentisi olmamasıdır. Yani yönetenin yönetmekteki tek amacı yönettiklerinin iyiliğini düşünmek olmalıdır. Ancak bu yeterli değildir, bunla beraber yöneticinin bilge ve yönetimde becerikli olmasını bekleriz.

   Bir işin ehlini en iyi o işin içindekiler belirler. Ancak demokrasi tanımı gereği seçme hakkını halkın tamamına ulaştırmayı hedefler. Adaylar arasından doğru seçimi yapmak için seçenlerin iyi ile kötüyü, becerikli ile beceriksizi ayırt edebilmesi gerekir. Ancak ülkemizdeki güncel siyasette hem seçilenlerin yönetme işinden şahsi çıkarlar beklemesi, hem de seçenlerin iyi ile kötüyü ayırt edememesi bence şu anda ülkemizin içinde bulunduğu yolsuzluk, batan ekonomi ve eğitim sisteminin en büyük nedeni.

    Her siyasi sistemde en üste bir denetleyici bulunur. Monarşide tüm bürokrasi monark tarafından atanan denetleyiciler vasıtasıyla monarka hesap verir. Günün sonunda neyin meşru olup olmadığına monark karar verir. Cumhuriyette ise ülkedeki yöneticiler en baştaki yürütmenin başı başbakan/başkana hesap verir. Ancak yürütmenin başı seçimle geldiğinden yürütmenin başı da seçmenlere hesap vermek zorundadır. Cumhuriyete bir de demokrasi eklediğimiz zaman en büyük denetçi günün sonunda halkın kendisidir. Yani monarşide, monarkın bilgeliğine , aristokrat cumhuriyetlerde aristokrasinin bilgeliğine, demokratik cumhuriyetlerde halkın bilgeliğine güvenilir.

    Ancak siyasetin özü kendini halka beğendirmektir. Bu amaç uğruna yalanlar söylenebilir, iftiralar atılabilir. Bunlara karşı halkın bilgeliğine güvenilerek halkın bunları fark edeceğine ve doğruyla eğriyi ayırt edebileceğine güvenilir. 

   Burada durup düşünmek lazım, biz halk olarak bu yeterlilikte miyiz? Halka doğruları ulaştırmayı kendine görev bilmiş, amacı kar elde etmek değil, halka hizmet etmek olan bir basınımız var mı? Halk olarak liyakatsiz yöneticilere , yolsuzluğa ,adam kayırmaya tahammülümüz ne seviyede? Toplumun sesi olacak veya yön verecek aydınlarımız nerede? Muhalefet partilerimiz ne kadar başarılı?

   Bu yazıyı yazarken amacım çözüm önermek ya da yönetenleri eleştirmek değildi. Amacım her halkın kendi hak ettiği şekilde yönetildiğini vurgulamaktı. 

   Bu ülke son yirmi yıl içinde bir ülkeyi çöküşe götürebilecek bir sürü hadise yaşadı. Ülkenin içine art niyetli insanlar sızdırılırken bazı kişiler siyasi kazanç uğruna en sonunda kendi kuyruklarına basılana kadar olanlara göz yumdular. O dönemleri hatırlayacak kadar yaşım var, sonradan bak bunlar da varmış denen bazı şeyler halkın tamamı tarafından bilinmekteydi. Eğer böyle bir durumda bazı kişiler bilmiyorduk dediğinde halk da buna inanıyorsa açıkca denetleme işi halka bırakılamaz. 

     Demokrasilerde basının önemi büyüktür. Burada İkinci Dünya Savaşında Berlin kuşatılırken Berlindeki Almanların savaşı kazandığını sandığı örneğini hatırlatmak isterim. Basını elinde bulunduranlar halkın gözünde gerçekleri kendileri belirler. Şu anda ülkede basın tek bir gücün elinde diyemem ancak şunu rahatlıkla diyebilirim ki yaptığı haberi bir amaç uğruna yapan basın çalışanı amacı ne olursa olsun sahtekardır. İster tamamen iyi niyetli olsun ister art niyetli basının görevi gerçekleri ne olursa olsun yansıtmaktır. Ancak ülkemizde maalesef neredeyse her haber kaynağı bir tarafın uşağı ya da destekçisi. Bir demokraside hiçbir tarafı tutmayan, tek ajandası doğruları halka ulaştırmak olan bir basın ortamı olmadan, seçmenler daha dünyadaki ve ülkesindeki gerçeklerden bihaberken halkın kararlarına ve denetmenliğine nasıl güvenilebilir?

    Ülkede en en ufak yerin yöneticiliğine gelen biri bile çevresine kendi hısım akrabalarını eşini dostunu getirme derdindeyken ülkeyi yöneten kesimde liyakati nasıl ararız? Halk eğer beğenmediği insanların haksız yere hapse girmesine göz yumuyorsa, hukuku kanunu ikinci plana atıp sevmediği insanların cezalandırılması için alkış tutuyorsa o ülkede kendini gerekirse halkın nefretini çekmeyi göze alarak kendini öne atan aydın insanlar nasıl barınabilir? Ezildik ezildik diye ağlayanlar gücü eline geçirince kendileri zalimlik yapmaya başladığında halk buna sesini çıkarmıyorsa halkın adalet duygusuna nasıl güvenilebilir?

     Ülkenin bu kötü gidişatını değiştirebilecek tek şey ahlaklı ve nitelikli insanların kendilerini vatanları için öne atmasıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ORTADOĞU - SURİYE

Evrimi Öğrenmek İçin Başvurabileceğiniz Kaynaklar

Depresyonda Olan Kişinin Gözünden

Evrim Hakkında Kafa Karıştıran Sorular-2

Özsaygı Ve İnsanın Kendisini Tanıması